Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ruh Sağlığı

Beyoğlu Haber - Ruh Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruh Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YEŞİLAY: Depresyon ve kumar birbirini besliyor Haber

YEŞİLAY: Depresyon ve kumar birbirini besliyor

Addicta'da yayımlanan araştırmaya göre, kumar oynama bozukluğu olan bireylerde depresyon şiddeti arttıkça kumar davranışı ağırlaşmakta ve tedavi motivasyonu azalmaktadır. Prof. Dr. Hakan Coşkunol, sürecin güçlü bir ruh sağlığı boyutu olduğunu belirtti. Yeşilay’ın uluslararası hakemli dergisi Addicta’da yayımlanan araştırma, kumar oynama bozukluğu yaşayan bireylerde depresyon şiddeti arttıkça kumar davranışının ağırlaştığını, kontrol kaybı algısının güçlendiğini ve tedavi motivasyonunun zayıflayabildiğini ortaya koydu. Prof. Dr. Hakan Coşkunol, İrem Peker ve Oğuz Peker tarafından yürütülen çalışmada, kumar oynama bozukluğu nedeniyle yardım arayan 60 erkek hasta incelendi. Katılımcıların yaş ortalaması 35 olarak kaydedildi. Çalışmada depresyon şiddeti, kumar davranışının düzeyi ve tedavi motivasyonu birlikte değerlendirildi. Bulgulara göre depresyon düzeyi yükseldikçe kumar davranışının şiddeti de artış gösterdi. Aynı zamanda bireylerde kumarı durduramama düşüncesinin daha baskın hale geldiği ve tedaviye duyulan güvenin azaldığı görüldü. Araştırma, kumar sorunu ağırlaştıkça bireylerin tedaviye daha çok dışsal nedenlerle yöneldiğini ortaya koydu. Buna göre maddi kayıplar, aile baskısı ve sosyal sorunların bu süreçte belirleyici olabildiği belirtildi. “KAZANMA SIRASI BENDE” YANILGISI Araştırmaya göre birçok kişi kumarı bir kazanç yolu ya da çıkış kapısı olarak görüyor. Özellikle “kazanma sırası bende” düşüncesi, en yaygın yanılgılardan biri olarak öne çıkıyor. Bu düşünce güçlendikçe kumarda geçirilen süre ve harcanan para artıyor, kişiler kumarı bırakmakta daha fazla zorlanıyor. Uzun süre devam eden kumar davranışıyla birlikte bu düşünceler daha da yerleşiyor. Zamanla kişi, kontrolün kendisinde olduğunu düşünse de süreç giderek zorlaşıyor. Çalışmada katılımcıların büyük bölümünde başka ruhsal sorunların da olduğu görüldü. Katılımcıların yüzde 68,3’ünde en az bir psikiyatrik sorun tespit edilirken, en sık görülen durumun depresyon olduğu belirlendi. Depresyon tanısı bulunanların oranı ise yüzde 35 olarak kaydedildi. Araştırma, ek ruhsal sorunları olmayan bireylerin destek alma konusunda daha istekli olduğunu gösterdi. Buna karşılık depresyon ve diğer sorunların eşlik ettiği durumlarda bu isteğin azaldığı dikkat çekti. Sonuç olarak araştırma, kumar davranışının sadece bir alışkanlık olarak değil, kişinin ruh hali ve düşünce biçimiyle birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi ve Addicta Baş Editörü Prof. Dr. Hakan Coşkunol, “Kumar oynama bozukluğu çoğu zaman yalnızca maddi kayıplarla konuşuluyor. Oysa yaptığımız araştırma gösteriyor ki sürecin çok güçlü bir ruh sağlığı boyutu var. Depresyon derinleştikçe kişi kumar davranışını kontrol etmekte daha fazla zorlanabiliyor, kumar davranışı ağırlaştıkça da umutsuzluk ve psikolojik yük artabiliyor. Bu nedenle kumar bağımlılığı kişinin ruhsal durumu, düşünce kalıpları ve yaşam koşulları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir” dedi.

Depremden etkilenen gençler için psikososyal destek Haber

Depremden etkilenen gençler için psikososyal destek

6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen gençlerin iyileşme sürecine katkı sağlamak amacıyla hayata geçirilen proje kapsamında 50 genç bire bir destek, bin genç ise online eğitim alacak. MSD Türkiye ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen gençlerin psikolojik iyileşmesini desteklemek amacıyla “Psikososyal Destek Projesi”ni başlattı. Proje, afet sonrası dönemde gençlerin dayanıklılığını güçlendirmeyi ve psikolojik iyi oluşlarını desteklemeyi hedefliyor. Proje kapsamında 18–25 yaş arası 50 genç bire bir psikososyal destek alacak, ayrıca bin genç afet ve kriz dönemlerinde psikolojik sağlık konularında online eğitim ve webinarlarla bilgilendirilecek. Depremlerin üzerinden zaman geçmesine rağmen etkilenen bölgelerde psikososyal desteğin önemini koruduğu vurgulanıyor. Şu ana kadar İstanbul’da gerçekleştirilen “Afetlerde Psikososyal Destek Genç Gönüllü Eğitimi”nde 25 genç ruh sağlığı uzmanı, travma sonrası destek, psikososyal ilk yardım ve saha hazırlığı konularında teorik ve uygulamalı eğitim aldı. Eğitimi tamamlayan ekip, sahada gençlere bire bir destek vermeye hazır hâle geldi. MSD Türkiye Hasta Erişim ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Uğur Akpamuk, projeyi değerlendirirken, “Gençlerin yalnız olmadıklarını hissetmeleri ve dayanıklılıklarını güçlendirmeleri uzun vadeli toplumsal iyileşmenin anahtarıdır” dedi. TOG Genel Müdürü Seçkin Karataş ise, projenin gençlerin bugünü ve geleceğine yapılan bir güven yatırımı olduğunu belirterek, psikososyal desteğin toplumsal dayanıklılığın temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, peş peşe yaşanan okul saldırıları ile ilgili yaptığı değerlendirmelerde, olayların görünür olmasının risk altındaki bireylerde ‘model alma’ ve ‘duyarsızlaşma’ etkisi oluşturabildiğini söyledi. Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.